en
Askıda EvAdaEs Ver Ses VerBeyazHatıralar ve MektuplarCosta MeaBoşluğun IşığıTinsel DeneyimlerSeni GörüyorumKeçelerTESKHeykel Sergisi
12 Eylül 2025 – 3 Kasım 2025, Küçükhan Ayvalık
Tatil için ilk kez gittiğim Cunda Patriça
koyunda , kaldığım odanın yakınındaki
yıkılmış, harabe niteliğindeki taş ev kalıntısı
beni çok etkiledi. Bu evin zamanla yıkılarak
kalmış duvarları artık evin kabuğu gibi,
evden arta kalan kalıntı olarak var.
Denizde ona bakarak yüzerken kalıntıların
yapısal bütünlüğünü bozmadan, çivi, boya
v.s kullanmadan orada bir şeyler yapmak
istedim. Neler yapabileceğimi düşünürken,
bir gün Ayvalık çarşıda,personel formaları
satan bir yer görüp içeriye girdim.
Dükkandaki kıyafet çeşitlerinin içinde ilgimi
çeken mutfak önlükleri oldu. Burada çalışan
üç kadın ile beraber renk ve modellerine
bakarken önlüğün, bütün kadınların
gündelik ev yaşantısındaki emeklerinin gizli
simgeleri olduğunu düşündüm. Evet kalıntı
duvarlara emeğin bu görünmez izlerini
bırakacaktım.
Kaldığım yere geri dönüş yolunda, bir ev
kalıntısı dikkatimi çekti ve ilk önlük asma
performansımı orada yapmak için durdum
ve evin kapısı olduğunu düşündüğüm
duvarın yanına geldim. Bu kapı boşluğu
ve duvar bir zamanlar iç ve dış mekanı
birbirlerinden ayırırken şimdi “ iç” ve “dış”
ı aynı açıklıkta toplayan eşik gibilerdi. İster
istemez yıkılmış evin gövdesinden kalanlara
bakarak evin hafızasını oluşturmaya
çalışırken hüzünlendim ve önlüğü , mevcut
taş derzlerini kullanarak kapı boşluğuna
astım. Kapı boşluğundaki önlük rüzgarla
dans eden bir varlığa dönüştü. O önlük
artık Ayvalık çarşıdan aldığım bir önlük
değil. Benim için geçmişle gelecek arasında
sallanan bir sarkaç gibi. Bu önlük belkide
eskiden evi “özel alan” yapan emeğin bir
işaretiydi onu asarak ev içi emeği görünür
kıldığımı düşündüm. Çünkü bu kalıntı
duvar artık benim için bir sahne ve bir
kamusal alan. Mübadeleden bu günlere çok
katmanlı göç hikayeleri astığım önlüğün
sahipsiz bir bayrak gibi dalgalandığını
hissettirdi. Ev ve yuva kavramlarını eş
tuttuğum zihnimde, yuvaya dair aidiyet
duygularının ne kadar kırılgan olabileceğini
duyumsayıp hüzünlendim. Önlüğün rüzgarla
yön değiştirmesi gibi zihnimde her şey yer
değiştiriyor. Anne, bakıcı, usta, göçmen, işçi gibi görünmez figürler bunlar…
Aynı bahçe içindeki minik duvar boşluğuna
bir başka önlüğü asıyorum ve orada bir
zamanlar yaşayan bir hayatın izlerini
gösteren kırık cam ve çömlek parçaları, çivi
ve menteşe parçacıkları buluyorum.
Araba yolunun üzerinde olan bu kalıntıdaki
önlükleri acaba yoldan geçen kişiler fark
edecekler mi? Hayal kuruyorum, yolda
durup ne olduğunu anlamak için kalıntı
duvara doğru yürüyüp, boşluğundan içeri
bakacaklar mı? Bu boşlukta görecekleri şey
bir oda değil ondan arta kalanlar belkide
kendi eksilen evleri, evlerimiz olabilir mi?
Astığım önlükler burada bir zamanlar
birilerinin yaşadığını, yemek pişirip çocuk
büyüttüklerini düşündürmeye sevk ederken
gidenlerin ardından sesliğe ve rüzgara bir iz
bırakma çabası gibiydi.
Daha sonraki günlerde bu kalıntının
arkasındaki mezarlığı fark ettim. Burası
Cunda’daki Rum mezarlığına ait küçük bir
şapel olmalıydı, mezarlık alanının altında
kalan bu kalıntının bahçesindeki üst
kapakları kaldırılmış aile gömü odalarına
benzeyen izler ise bu hissimi pekiştirdi.
Kaldığım odanın yakınındaki bana bir şeyler
yapmam için ilham olan harabe evin denize
bakan duvarındaki pencere boşluğuna
etrafındaki zeytin ağaçlarından referansla
yeşil renkli bir önlük astım ve onu her gün
görebilmek için orada bıraktım. Böylelikle
her gün onun rüzgarla dansını seyrederken ,
yerinden edilmiş yaşamlar, görünmeğen
emek ve mekansızlaşma üzerine
sorgulamalar yaşarken bir isim belirdi
zihnimde. “Askıda Ev”
“Askıda Ev” benim gündelik tatil hayatımda
olanla tarihsel olan arasında kurduğum ince
bir gerilim.Bir zamanlar iç mekana ait olan
her şey şimdi dışarının rüzgarına teslim.
Rüzgarla bir koreografi içinde dans eden bu önlük artık ne bir vücuda ait ne de bir işlev
içinde. Sadece asılı ve kendi başına. Sahipsiz,
sahipsizliğiyle konuşan bir karşı- anıt gibi.
Ev içi emek , tarih boyunca kamusal
görünürlüğü en az olan ama toplumu en
fazla ayakta tutan bir yapı olmasına rağmen
günümüzde halen evlerin duvarları arasında
yok sayılan emeğin, kadınlara reva görülmesi
ve görünmeyen emeklerinin yüküyle ezilen
kadınların sessiz çığlıkları olsun bu önlükler.
3. alanım Güvercinlik Adası’nda yalnızca
kalıntıları duran 19. yüzyılın ikinci yarısında
yapıldığı düşünülen Evangelistriya
Manastırı . Kıyının rüzgârında sessizce
duran taş duvarlar, vaktiyle küçük bir
kadınlar manastırının nefesiyle doluydu.
Halk arasında “Kızlar Manastırı” denmesinin
sebebi de bu: burası yalnızca taş ve harç
değil, birlikte yaşamış kadınların dua, emek
ve sessizlikten örülmüş hayatlarının izlerini
taşıyor. Burada astığım önlükler, göğe değil,
geçmişe açılmış birer pencere gibiydi.
Kumaşların dalgalanışı, adeta orada yaşamış
kadınların ellerini yeniden birbirine bağladı;
rüzgârla sallanan her önlük, unutulmuş
bir adı fısıldıyor, kaybolmuş bir hikâyeyi
çağırıyor gibiydi.
Önlüklerin yan yana gelişinde, bir
aradalığın sessiz ağıtı değil; dayanışmanın,
görünmeyen emeğin ve kadın hafızasının
direnen ışığı vardı. Sanki zamanın ötesinden
uzanan bir zincir gibi, kadınlar el ele
tutuşuyor, manastırın boşluğunu yeniden
dolduruyordu.
4.alanım Hasır Adası’ndaki (Seferi/Angistri)
küçük şapel kalıntısı. Aziz Georgios (Agios
Georgios) Şapeli olarak biliniyor.
Uzaktan bakınca,denizin ortasında dümdüz
bir çizgi…Bir ev silueti, bir ağaç gölgesi.
Adanın çıplaklığı,bir evin hayalini, bir ağacın
varlığını sonsuz suyun ortasında saklıyor. Bu
yüzden oğlum ve ben bu coğrafyadan çok
etkilendik.
Adanın sadeliği, boşluğun değil; derin bir
belleğin ifadesiydi. Önlükler, şapelin çatısını
hayalden kurarcasına göğe açıldı; ağaçla
birlikte, adanın tek sesini rüzgârla bütünledi.
Tavşanların varlığı ise, bu inzivaya kırılgan
bir masumiyet ekledi.
Son alanım Patriça koyunda 2. köyün içerisinde
yer alan küçük, taş evlerden biri. Denizden
gördüğüm bana ilham olan evde bunlardan
biri o yüzden son performansımı köydeki bu
evlerden birinde tamamlamak istedim. Bu
alan yaklaşık 15–20 hane barındırıyor. Taş
evlerin yapımında kullanılan sarımsak taşı
ve mimari planlama, bölgenin karakteristik
rüzgar yönleri düşünülerek yapılmış.
Boşluğa astığım bir önlükle başladım.
Kumaşın salınımında, görünmeyen eller ve
unutulmuş nefesler bana ilham verdi. Şimdi
aynı köyde, başka bir evin içinde bir önlük
daha asıyorum. Başlangıcın izini taşıyan
bu son jest,hafızayı tamamlıyor: Burada
başladım,burada noktalıyorum.
“Askıda Ev ” projesinde benim amacım ne
geçmişi romantize etmek ne de bu günü
suçlamak. Arzum bu yıkık duvarların
aralığında hala nefes alan bir hikaye
olduğunu hissettirebilmek. Zamanın geride
bıraktığı her şey ve şimdiye ait her şey
yeniden hatırlanabilir.
Askıda Ev
Beral Madra, 2025
Günnur Özsoy’un çağdaş sanatın günümüzdeki ilişkisel estetik özelliği ve sürecindeki yapıtları Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi’ndeki atölyesinde işine tutkulu bir emekçi gibi çalışmasının sonuçlarıdır. Bu atölyede çelik, pirinç, mermer, po...
devamını oku...